2009/11/29

Einstein'in Düşünce Serüveni (2) [Cropper]

Einstein genelde Zürich Politeknik’teki derslerine büyük bir şevkle sarılmadı. Matematik derslerinden bazıları dört dörtlüktü. Matematik hocalarından Hermann Minkowski’den öğrendiği şeyler daha sonraları görelilik teorisinin matematiksel temellerine hayati bir katkıda bulundu, buna karşılık deneysel ve teorik fizik dersleri heyecan verici olmaktan uzaktı. İlk başlarda laboratuar çalışmalarını çekici bulduysa da, deney projeleri bu dersin hocası Heinrich Weber’den pek onay görmedi. Sabrı tükenen Weber sonunda öğrencisine şunu söyledi: “Zeki bir çocuksun, Einstein, hem de çok zeki bir çocuk. Ama büyük bir kusurun var: Sana bir şey anlatılmasına fırsat vermiyorsun.”

Einstein’in tepkisi derslerle ilgisini yekten kesmek ve pansiyon odasında 19. yüzyılın büyük teorisyenleri Kirchhoff, Helmholtz, Hertz, Maxwell, Hendrik Lorentz ve Boltzmann’ı okumak oldu. Neyse ki, liberal Zürich ders programı böyle bir bağımsızlığa olanak veriyordu. “Zaten altı üstü iki sınav vardı” diye yazar Einstein otobiyografik notlarında. “Bunlar bir yana bırakılırsa, insan dilediği şeyleri az çok yapabiliyordu. … Bu durum sınava birkaç ay kalana kadar insana uğraşacağı konuları seçme özgürlüğü sağlardı. Doyasıya tadını çıkardığım ve buna bağlı vicdan rahatsızlığını çok daha az bir kötülük olarak cabadan yüklenmeyi sevinçle kabul ettiğim bir özgürlüktü bu.”

Ne var ki, bu işin ceremesi anlaşıldığı kadarıyla vicdan rahatsızlığından daha fazlaydı. Final sınavına hazırlanmak bir kabustu ve sınavdan başarıyla çıkmak büyük ölçüde bir arkadaşın, hatasız ders notları tutma gibi bir yeteneğe sahip Marcel Grossmann’ın yardımına bağlıydı. Einstein, yine otobiyografik notlarında, sınav baskısının “sınavı geçtikten sonra … bütün bir yol boyunca her türlü bilimsel probleme kafa yormayı tatsız bulacak kadar … yıldırıcı bir etki yarattığını” anlatır bize. Eğitim sisteminin bir öğrencinin düşünsel ilgi alanlarını geliştirmesine yüklediği ağır cendereye ilişkin şu düşüncesini de ekler: “Modern öğretim yöntemlerinin araştırmaya dönük tertemiz merak duygusunu tamamen boğmamış olması neredeyse bir mucizedir, çünkü bu ufacık narin bitki yüreklendirmenin dışında esas olarak özgürlüğe gerek duyar.”
[Vurgular eklenmiştir]
Büyük Fizikçiler, sf. 245, William H. Cropper, Oğlak Bilimsel Kitaplar

6 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Didem dedi ki...

'-Einstein, yine otobiyografik notlarında, sınav baskısının “sınavı geçtikten sonra … bütün bir yol boyunca her türlü bilimsel probleme kafa yormayı tatsız bulacak kadar … yıldırıcı bir etki yarattığını” anlatır bize. Eğitim sisteminin bir öğrencinin düşünsel ilgi alanlarını geliştirmesine yüklediği ağır cendereye ilişkin şu düşüncesini de ekler: “Modern öğretim yöntemlerinin araştırmaya dönük tertemiz merak duygusunu tamamen boğmamış olması neredeyse bir mucizedir, çünkü bu ufacık narin bitki yüreklendirmenin dışında esas olarak özgürlüğe gerek duyar.” '

Şu son kısımlarda herşey enfes biçimde özetlenmiş zaten.Bu yazıyı daha önce de okumuştum ve okuyup, yorumsuz kaldığım yazılarında mevcut. Arada dönüp yeniden okuduğum. Demem o ki, bu yazıyı okuyorum, okudukça moralim bozuluyor. O nedenle daha az kelam etmeye özen gösteriştim. Ama kaçış olamıyor bazen işte, maalesef. Hani, insanın aklı çoğu şeyi zaten alamıyor da, bir de Einstein'in bu yalın, bu etrafa bakıldığında rastlanabilecek kelamlarda ki yaşanmışlıkları insana oldukça tuhaf geliyor, her defa. Nedense ve zorla Einstein'den bambaşka bir yaşanmışlık bekliyor insan. O sanki bu dönemde ki insanlarla benzer sıkıntıları yaşamış olamaz.Daha doğrusu, 'biz' sanki, onun gibi olamazmışız gibi geliyor insana. Ama işin aslı öyle değil işte. Gayet, bizim hissettiklerimizi yaşamış, bir sınav çıkışında, bir ders dinleyişte, bir deney sırasında.( Elbette bahsi geçen durumlar oldukça kaba örneklemelerdir, kendimi ya da çevremdeki herhangi birini Einstein'le kıyaslayacak kadar delirmedim daha.) Bilemiyorum, her okuduğumda Einstein'ın yaşamına dair, özellikle öğrenim yaşamına dair şeyler, moral bozukluğum artıyor.

Deniz dedi ki...

Benim moralim en baslarda cok bozulmustu. Dahasi Einstein okumamistim daha ve aslinda yapmak istedigim ise uygun olmadigimi dusunmeye baslamistim. Neticede cevrende baska ornek yoksa, sen de her seyi cevrendeki gibi zannetmeye basliyorsun. En cok inekleyenler, en cok dusunmeyenlerle buyuk oranda ayniydi, en yuksek ortalamalilar da genelde en iyi yerlere kabul aliyordu.

Once canım epey sıkıldı, bir de elestirsen "ortalamasi dusuk cekemiyor" diyorlar dusun. Ondan sonra once Einstein'in egitimle ilgili gorusleriyle tanistim. Bir ışık yandi diyebilirim sonrasi geldi, arastirdikca aslinda bu sistemin ne kadar dalavere oldugunu yazan cizen pek cok kisi buldum.

Bugun ise gayet dusuk bir ortalamaya ragmen arastirma laboratuarinda calisabilecek bir noktaya gelebildim sonunda. Demem o ki, evet moral bozacak bir sey ama yine demem o ki teslim olmadan da yapabilirsin :)

Didem dedi ki...

Şu an ümide çokça ihtiyacım var. Dediklerin moral veriyor ama ben kendime de bir çare bulmalıyım en kısa sürede. En büyük sorunum şu an bu aslında. Çok güçsüzleştim şu ara, toparlanamıyorum. Ama ben de inanmak istiyorum hayallerimi greçkeleştirebileceğime, o hayallere ömrümün yetmeyeceğine.. Gerçekleşmez ise sebebinin sadece ömür yetmemesi olmasına..

Deniz dedi ki...

Valla benim gordugum dogruyu arayinca sonunda buluyorsun. Ama aramayi surdurdukce elbette cogu kisi hep vazgecip gidiyor.

Neticede isi fiziksellige dokmek, eyleme gecmek de gerekiyor elbette ve insan bir de bazen olmasini istedigini "zannettigi" hayaller icin cok uzuluyor ama bir yil sonra aslinda her seyin kendiliginden yoluna girmesi saka gibi gelebiliyor.

Eninde sonunda umutsuzluga dusuyorsun ama cikiyorsun da. Ha su okul 2 yil daha surseydi hayatim kayardi orasi ayri ama okullar da bitiyor neticede...

Didem dedi ki...

İşte, sen o okulun iki yıl daha sürdüğünü varsay. En büyük sorun orada işte. Ben de o geçecek zamanı bekliyorum, delirerek..

Deniz dedi ki...

Benimki okulla alakali bir sey degil ama. Yasam sartlarindan kaynakli. Yoksa sursun ne kadar suruyorsa, sanki yuksek lisans cok mu farkli. Bence yine de bu kadar enseyi karartacak bir sey yok, yurekten inandigim bir soz var (bu postmodernist new age akimlarini hic sevmem ama):

"Her sey olur" :)

Yorum Gönder