2008/09/01

Herkes Gider Mersine...

Eski yazılarımı karıştırırken bulduğum bir yazı. Tam tarihini hatırlamıyorum. Ama anlattığım olaya bakılırsa 2008 yazı olmalı, lisans ikinci sınıftan, üçüncü sınıfa geçtiğim yaz. Bazen beni çok reaksiyoner buluyorlar. Yeterince dingilliğe katlandığım içindir herhalde. (Vurgular orjinal).

---

İki haftadır günler oldukça sıkıcı geçiyor benim için. İki hafta önce akademik padişahlara kendimi beğendirebilmek için ilk sınıftan zamanında düşük not aldığım derslerimi, yaz okulu vesilesiyle yükseltmek için son sınavlara girdim. Son sınava depresif ve biraz da yorgun-halsiz (hatta akşamına hasta olduğum için muhtemelen hasta) girdiğim için baştan beri istediğimin daha aşağısı bir not aldım ama zaten umrumda değil. Biraz umursuyorsam o da yaz okulu dersleri paralı olduğu ve tatile gitmediğim içindir. Neyse her sınav gibi bunlar da lanet şeylerdi ve atlattım gittiler.

Ama sıkılma sebebim başka. Yaz okulunun bitmesini dört gözle bekliyordum çünkü sonrasında staj yapacaktım. “İnsan stajı dört gözle bekler mi?” demeyin, çünkü stajımı laboratuarda yapacaktım. “İnsan laboratuarda staj yapmayı dört gözle bekler mi?” de demeyin. Çünkü bu laboratuarda oldukça iyi işler yapılıyordu, aktif bir araştırma laboratuarıydı. Ayrıca lab. sorumlusu hocalar da oldukça bilgililerdi. Benim planım ise, 20 gün boyunca tamamen serbest bir ortamda (ders yok, ödev yok, sınav yok) çalışmalar yapıp, kafamdaki soruları da anında hocalara yahut asistanlara sorup kendimi en iyi şekilde geliştirebilmekti. Böylece akademik hayata adım atabileceğim bir zemin de yaratmak vardı kafamda, ne zamandır çeşitli şeyler denesem de asla 20 gün bir laboratuar, çalışma ortamı ve ben başbaşa kalamadık. Zira sürekli sınav-ödev-ders, araya giren tatillerde de kafa şişkinliği mücadelesi beni yormuştu. Hani bir yerde çalışmaya başlayan birisi ilk kez bir işe yaradığını hisseder ya, o duyguyu hissetmek istiyordum.

Neyse efendim, lafın kısası 10 Ağustos’ta staja başlayacaktım bendeniz. 9 Ağustos Pazar günü şanseseri fakültenin önünden geçiyordum ve içeri girip hocaya bir bakayım dedim. Ertesi gün staja başlayacağım sonuçta, saat kaçta gelinir, ne yapılır sormak lazım. Hoca odasındaydı. “Yarın kaçta geleyim, staja başlıyorum” gibi bir şey söyledim. Hoca da ertesi gün izne çıktığını hatta laboratuarda Eylül’e kadar kimse olmayacağını söyledi. Benim kendi başıma bir şeyler yapabileceğimi söyledi. O arada bir paket yazılımdan ve bunu asistandan alabileceğimden bahsetti. 15-20 saniye yapmam gereken işi açıkladı (Ki bu iş için bir ders almış olmam lazım, almamışım. Önce ona bak, sonra buna bak). Staj durumu beni zaten yeterince sarsmışken daha da fenası hocanın bana yapmam için iş vermesi oldu. 20 gün özgür kalacak olsam, tatil yapacak olsam içim yanmayacaktı fakat şimdi bir de başıma hiç anlamadığım, anlamayı da istemediğim bir iş çıktı. Paket yazılımı asistandan aldım (ki bu asistan bir hafta kadar İstanbul’da olacakmış, o bir hafta zarfında yardım alabilirmişim) ama kendisini çok güleryüzlü, mütevazı ve yardımsever (!) gördüğüm için tekrar yanına uğramadım.

Sözün özü iki haftadır sabah beşlere doğru uyuyup, öğleden sonra 2 gibi uyanıyorum. Akşama kadar bir şey yapmıyorum, genelde ilk ve tek yemeğimi saat 6-7 civarlarında yiyorum. Sonra bisküvi falan atıştırıyorum. Bir yandan zayıflamama da sebep oluyor bu heralde. Hocanın verdiği işe başlamam lazım ve önümde kalmış 10 gün. Öte yandan yurt 31 Ağustos’ta temizlik bahanesiyle kapanıyor halbuki benim staj ayağına 4 eylül’de hocaya bir kaç bürokrasi zırvası imzalatmam lazım. Yani İstanbul’da kalmam lazım. 4 gün nerede kalacağım meçhul. Ayrıca 2 senedir yurttan hiç çıkmadığım için aşırı bir eşya yükü var (oldukça fazla kitap, işe yaramayan giysiler, ıvır zıvır) şimdi kara kara onları nereye dağıtabileceğimin hesabını yapıyorum. Yurt yönetimiyle konuştum: dört blok var burada ikisi yaz boyunca kapalı. “Onları şimdi temizleyin bizi oraya aktarın” dedim, kem küm etti, “Olmaz yapamayız” dedi. Uğraşmak istemiyor belli, her yer boşalsın, 28 gün kafamı dinleyeyim hesabı (Okul açılış tarihi 28 Eylül). Bu zamanda devlete kapağı atacaksın kardeşim. Ama öyle bedava değil, haftaya rektör danışmanı ile görüşeceğim bakalım o zaman ne yapacaklar.

Öğrencilik zor. Doğru, zor olmasına zor. Yurt kapanır, sokakta kalırsın. Paran olmaz. Bursların hepsi altında araba olanlara çıkar. Yurtlar pahalıdır. Kitaplar pahalıdır. Ama en zoru adam yerine konmamak şu dünyada. Başka bir şey değil.